27 Ocak 2014 Pazartesi

Azad Zamanı

Bugüne kadar yeni kararlarımı alırken bile arkama baktım ben. Mutluyken, mutsuzken, ağlıyorken, gülerken, yürürken, otururken... Her anımda geçmişim vardı. Geçmişte yaptığım hatalar, yanlış insanlar, yanlış seçimler, pişmanlıklar, terk edilişler, aldatılmışlıklar... Kendime hiç mutlu olma şansı vermedim. En mutlu olduğum anda bile geçmişimden bir duvar ördüm bugünüme.
Şimdi sabahın şu saatinde (06.25) durup bu saçma halimi düşünürken "neden" diye soruyorum kendime. Neden hayatı kendime bunca zehir edişler?
Evet hatalar yaptım. Evet saçma sapan insanlara senelerimi adadım. Evet yanıldım ve yanıldığım kadar yanılttım.
Hayat geçmişten ibaret değil bunu biliyorum. Bir bugün var elimde ve bir de muamma bir gelecek! Bir aile, dostlar ve sevgili...
Her şey yaşanır şu hayatta. Her yola girersin, çıkarsın, vazgeçersin, yeni bir yol seçersin, düşersin kalkarsın. Ama nefes almayı bırakamazsın.
Çok sevdiğim bir film vardır "3 İdiots" O filmde gaddar rektör ödevini yetiştiremeyen öğrencisiyle şöyle bir diyaloğa giriyor.
- " Ödevini neden teslim etmedin?"
-" Babam kalp krizi geçirdi hocam."
- "Peki bu süreçte yemek yemeyi bıraktın mı?"
- "Hayır."
- "Uyumayı bıraktın mı?"
- "Hayır."
- "Bak evlat, benim oğlum tren kazasında öldü, ertesi gün okula gelip ders vermeye devam ettim."

Evet abartılı bir örnek olabilir. Ama bu zamana kadar ben de o öğrenci gibiydim. Yemek almaktan, uyumaktan, eğlenmekten feda etmeden hep yaşadığım şeylerin arkasına sığınıp sorumluluklardan kaçtım.
Çok sevdiğim aynı zamanda bir o kadar nefret ettiğim bir arkadaşım beni milyonuncu kez azarladı bu konuda. Aptal değilsin, zekisin, yeteneklisin (egom tavanladı) farkındasın da her şeyin. Ama bırak artık şu saçma sapan insanlar yüzünden hayatını mahvetmeyi, dedi. Haksız değil biliyorum. Bilmem kaçıncı kez kendime lanet okuduktan sonra durup düşündüm. İnsanlara ya da kendime lanet ederek mi devam edeceğim hayatıma? Hayır.
Hayat durmuyor. Ölüm haberleri alıyoruz, çevremizdeki insanlara zarar geliyor ama biz bunlara rağmen yaşamaya devam etmiyor muyuz? Ediyoruz.
Demem o ki yarın yaşama devam etmenin garantisi yok. Bu hayatın bize vereceği bir şans daha yok. Allah bize bir kere can veriyor. Ya cennet diyor ya cehennem. Biz işlediğimiz günahların bedeli için yanacağız tabi haşa orasını O bilir ama bu dünyayı cehennem etmek neden!
O yüzden bugün bana zarar veren herkesi - değil ama büyük bir kısmını - affediyorum. Kendimi de geçmişi sorgulamaktan azad ediyorum. Ve artık kendimi affederek yeniden başlıyorum.
Bunun şerefine bir demlik çay içilir. Saygılar.

8 Eylül 2013 Pazar

Emeksiz Yemek Olur mu?

Bir şehir düşünün şimdi. İçinde sadece sevdiğiniz yüzler olsun. Denizi seviyorsanız deniz olsun her adımınızda, size eşlik eden. Yeşillik seviyorsanız burnunuzdan o yeşilliğin kokusu eksik olmasın. Yüzünüzün her daim güldüğünü düşünün bir de. Hiç üzücü şeyler yaşamadığınızı. 

 Bir ev düşünün şimdi de. Dizaynıyla, renkleriyle, aksesuarından mobilyasıyla yani her şeyiyle sizin istediğiniz gibi. Bir oda boydan boya kitaplık, bir oda oyun odası, bir kış bahçesi içinde şömine ateşi, bir de yaz bahçesi süs havuz, kitap okuma köşesi de olacak tabi ki. Her şey ya gerçekten istediğimiz gibi olsaydı? 

Her istediğimize kavuşsaydık, her beklediğimiz gelseydi, her şey umduğumuz gibi gitseydi mesela... Kulağa hoş geliyor değil mi? Ama bence sıkılırdık. Rahat batardı. Bi zorluk, bi mücadele dönemi, güzel şeylerin daha da güzelleşmesi için bi çabalama... Arardık bence bunları. 

 Düşünsenize birine aşık oluyosunuz, ve o da size... Yani hiç uğraşmadan, çabalamadan, naz niyaz olmadan... Cicim günlerine(ki artık cicim ayı dönemi bitti cicim günleri, bu da ayrı bi mevzu...) gerek kalmadan bi bakmışsınız evlenmişsiniz falan... Yani her şey her konuda istediğimiz gibi olsa... Gerçekten bunu ister miyiz? Hiç çabalamadan, elde ettiğimiz şeylerin tadı bu kadar güzel gelir mi acaba? Ben hiç zannetmiyorum. 

 İyi iş, iyi eş, iyi araba, iyi ev, iyi yaşam... Bence çok saçma ya. En iyisi gerçekten çabalayarak kazandığımız şeylerin değerini bilelim. O değil de çay var mı çay ?

6 Eylül 2013 Cuma

Soğuk Çaya Benzeyen İnsanlar


Bazen sevdiğiniz insanlar sizi artık eskisi kadar sevmez. Bazı insanlar sizin ona verdiğiniz değeri artık görmezden gelir. Konuşacak çok şeyiniz olduğunu düşünürsünüz ama o içinde susmak geçen harfleri seçer. Siz paylaştığınız şeylerin hatırına onu geri kazanmak istersiniz ama o çoktan gidiş biletini almıştır.

Bazı insanlar giderken gideceklerini söylemez. Bir bakmışsınız artık yok. Yaşadığınız şaşkınlığı sindiremeden sizi suçlayan ardı arkası kesilmeyen cümleler kurarlar. Siz kendinizi temize çekmeye çalışmadan onu ikna etmeye çalışırken o cümlelerini bitirmiş ve susmuştur. 


Bazen insanlar zamanla soğumuş bir bardak çaya benziyor. Önceden sıcak ve lezzetliyken soğumuş ve tadını kaybetmiş... 


Bazen insanlar ağlamamak için kendinizi sıkarken boğazınıza oturan düğüm gibi... Yutkunsanız gidecek, kaybedeceksiniz bütün duygularınızı. Ama orada tutarsanız hep yük olacaktır size, boğazınız ağrıyacaktır. Cümlelerinizi saracaktır o düğüm, konuşamazsınız. Sonra birden geçer. Artık kuracak cümleniz de kalmamıştır. 


Bazı insanlar sizi kırmak istemediğini söyler. Ama ilk fırsatta en olmadık zamanda sizi paramparça ederler. Ona bir biblo hediye ettiğinizi varsayalım. Onu sizden bir parçaymış gibi seviyor. Sonra fikirleri ve hisleri değiştiğinde ilk işi onu yere atıp parçalamak oluyor. 

Yani sözün özü bazı insanlar gider. En iyi yapabildikleri şeydir bu ve ellerinden başka bir şey gelmez. Zaten ellerinden başka şey gelmediği için en kolay olanı seçerler: gitmeyi. Bu sizin suçunuz değil, en iyisi gidip bir çay demleyin, soğuyan içiniz ısınır belki... 

30 Ağustos 2013 Cuma

Yaklaşmak Tehlikeli ve Yasaktır!

Biraz gecikmeli olsa da yine burdayım. Kürkçü dükkanı misali... Koşturmacalara dalınca, yazmaya değecek şeyler yaşamış olsam da yazmaya fırsatım olmadı. Sonra da unuttum ne yaşadığımı. Evet şu ara yine saçmalama modundayım. Aslında saçmalamak değil. Ruh halim saçmalamama sebep oluyor. Onun gibi bir şey işte.
Arada sana da olmuyor mu? Yani sanki herkes seni unutmuş gibi. Ya da kimsenin umrunda değilmişsin gibi. Herkes seni dışlamış gibi hissedersin falan. Öyle zamanlarda hepsini tek tek dövesim geliyor. Ya da ben saldırganlaştım. Bilmiyorum.
Dışarı atıyorum kendimi. Alışveriş yapıyorum. Bebek seviyorum. Telefonda birileriyle konuşuyorum. Kitap okuyorum. Müzik dinliyorum. Yolu döver gibi yürüyorum ama sinirim geçmiyor. Ya insanlar cidden sinir bozucu ya da ben agresifim asabiyim sinirliyim. Ötesi yok. Şu an da klavyeyi döver gibi yazıyorum. Arada derim yine diyorum "kendimle başım dertte." :(



Not: Kızgın olduğum kişiler kendilerini biliyorlar. Bu yazıyı okursanız karşıma çıkmayın ve mesaj atmayın. Can sağlığınız için bana yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır !




Dipnot: Aynı şeyi kalbim için de söylemek mümkün.



Yerin Dibi Not: Beni bu hale koyanlar yerin dibine batsın.

20 Ağustos 2013 Salı

Neyse.

Yeni bi yazı yazana kadar çok zaman geçti farkındayım ama yapacak bi şey yok. Tatil de mi yapmayaak diyerek iğrençleşmiyciiim. (İğrençleştim bile.) Neyse. Bir haftalık bi tatildeydim. Deniz, kum, güneş tatilden sıkılmış ruh halime ve güneş görmemişliğime çok iyi geldi. Şimdiyse EMBD diye bi film arşivleme programıyla izlediğim ve izlemek istediğim filmleri arşivliyorum. Can sıkıntısı böyle bi şey. Eylülde eve çıkmış olacağım, interneti hemen bağlayamayacağım için deli gibi film indiriyorum: -bunu da indirmeliyim. - bu da güzele benziyo. -bu da insin. -ımm bu da fena değil. Evet hiç sağlıklı bi ruh hali değil biliyorum. Bu yazı daha da saçma onu da biliyorum. Aslında ben blogu açarken tamamen duygusal bi çizgide ilerlemeyi düşünüyordum ama karalama defterine döndü iyice. Neyse artık film arşivlemeye dönsem iyi olur. Bu arada saymayı unutmayın kaç tane NEYSE kullanmışım yazıda? Şu ara ruh halim ve hayat felsefem tamamen... Neyseee...

11 Ağustos 2013 Pazar

Katil Olmaya Meyilliysem Demek Ki.

Uzuun bi aradan sonra yeniden bloga yazı yazma moduna girmek çok hoş. Şu ara sallantılı bir ruh halindeydim. Önceden çok sık yaşadığım bu dengesiz, melankolik yaşadığım bu ruh halini artık çok nadir yaşadığım için biraz garip karşıladım. Yani nasıl desem, iki sene boyunca ağır bi depresyon yaşadım. Atlatmak gerçekten zor oldu. Ve şimdi ona benzer bi ruh hali yaşadığım zaman korkuyorum. Neyse saçmalamış olabilirim. Bu bayram benim için gerçekten çok tuhaf geçti. Normalde bayramı ailemle geçirirdim. Bayramdan iki gün önce amcamlarla Biga'ya gittim. Ki benim için bi nevi evdeki sorunlardan kaçıştı. Ama bu sefer sorunlar gelip beni Biga'da yakaladı. Ordan içim buruk bi şekilde Bursa'ya döndüm. Bu sefer Bursa'da canımı sıkacak bazı olaylar yaşadım. Olayların ne olduğunu es geçelim de insanın akrabalarından tokat yemesi gerçekten çok acı verici bi durum. Gerçi benim için acı verici olmaktan ziyade sinir bozucu bi hal aldı. Sanırım artık katil olmaya fazlaca meyilliyim. Eğer bi gün yakın çevremden birinin ölüm haberini alırsanız bu blog yazım aklınıza gelsin. Evet hala saçmalıyorum. Perşembe günü tatil moduna giriyorum. Diyeceksin ki daha yeni mi? Evet cidden daha yeni. Sonra ev yerleştirme telaşı, sonra muhtemelen Adana gezisi. Sonraaa ver elini 2013-2014 okul sezonu. Sabırsız mıyım? Eveet. Evde cinnet geçirmektense. Bu durumda bi tek ben değilimdir umarım. Kendimi anormal hissetmeye başladım da... Gerçi normal olduğumu söyleyen yalan söylemiş olur :) Hadi iyisin yine kısa kesiyorum. Annemler çay içmek için çağırıyorlar. Anneler malum pc başında evlat görüntüsünden nefret ediyor.. :)

4 Ağustos 2013 Pazar